Alevi İnanç Dede Ocakları

ALEVİ İNANÇ-DEDE OCAKLARI

A. Değerlendirmeler

İnsanlık, tarihi boyunca varoluşun sebeplerini araştırmıştır. Neden ve niçin ile başlayan sorular uygarlık tarihini inşa etmiş, tüm inanış ve felsefi doktrinler, nesnel olanı anlamlandırmanın denemeleri olmuştur. Yunan’da, Mısır’da, Babil’de, Çin’de, Hint’te ve diğer coğrafyalarda düşünce bu şekilde gelişmiştir. Varlık-dünya-yaşam sarmalında insanın ana özne olduğu temel bir gerçektir. İnsan, düşünme yeteneğine sahip bir varlık olarak madde alanının ve toplumsal yaşamın dinamiğidir. İnsan, yaşam içerisinde oluşturduğu toplumsal sistem ve kurumlarla aynı zamanda sosyal bir değerdir. İnsanın sosyalliği tinsel (manevi) ve psikolojik yanını da ifade etmektedir. İnsanın dış dünyayı sorgulama, açıklama refleksi, düşün evreninin evrelerini de oluşturmuştur. Düşünce tarihindeki ekoller kendi ontolojilerini tümsel şekilde açıklarken Alevilik düşün-inanç sistemi, insanı merkez alan bir yapılanma olarak gelişmiştir. Yaşam ile ilgili sorunsalı fizik dünyada değil, insan metaforunun gelişiminde gören Alevilik, ideal insanı anlatmanın yanında yetiştirmenin de okulu olmuştur. Öğretinin iç terminolojisi ile kamil insan, insanlık değerinin örneklemi olarak görülmüştür. Geleneksel bakışın yaratan-yaratılan-madde alan şeklindeki kategorik tavrına karşılık Alevilik, teklik-çokluk parelelliği (Vahdet-i vücut) temelinde açıklamalar yapmıştır. İnsan’ı tema olarak ontolojik-epistemolojik yapısının merkezi yapan Alevilik, tanrısal-insani içerikli önermeleri temel manifestosu olarak kabul etmiştir. XIII. yüzyıldan itibaren Hacı Bektaş Veli düşüncesi; sosyal, siyasal ve kültürel alandaki tüm açmazlara karşılık “erkek, dişi sorulmaz muhabbetin dilinde” diyerek insan olgusuna katkılarda bulunmuştur. Alevilik, cins, ırk ayrımı yapmayarak insanın kendini tamamlamasını temel almıştır. Bu düşünsel-inançsal profil, hoşgörü, eşitlik, paylaşım gibi erdemleri kendi ekseninde toplamıştır. Alevilik, Anadolu başta olmak üzere Balkanlar ile Kuzey Afrika’yı da içine alan büyük bir coğrafyanın tarihsel, kültürel ve inançsal gerçeği olmuştur. XXI. yüzyıla gelindiğinde Alevilik; Avrupa, Amerika ve Avusturalya’ya yerleşen mensuplarıyla bir dünya gerçeğine dönüşmüştür.

Alevilik düşün-inanç sistemi, Anadolu’da XIII. yüzyıldan itibaren temellenmiştir. Hacı Bektaş Veli ve dede, baba, sultan ünvanlarıyla anılan tarihi-karizmatik kişiliğe sahip dervişler, Alevilik düşüncesinin prototipi olmuştur. Hacı Bektaş Veli, XI. yüzyılın ikinci yarısı ile XII. yüzyılın ikinci yarısı arasında yaşamış olan Hoca Ahmed Yesevi’nin öğretisine mensup bir eren olarak tasavvufi (içsel) karakterli bu düşünceyi Anadolu’ya taşımıştır. XIII. yüzyıl, Anadolu tarih ve kültürü için önemli bir milattır. Hacı Bektaş Veli ile çevresinde örgütlenen derviş kitlesi, dönemin tüm siyasi, askeri, sosyal, ekonomik ve kültürel açmazlarına karşılık Küçük Asya (Anadolu)’da insan merkezli bir söylemi geliştirmiştir. Öğreti, Ortaçağ’ın düşünce-inanç paradoksunun dominantlığına karşılık insanlığa yabancılaşmayı öteleyen bir model sunabilmiştir. Alevilik, içsel ve dışsal ile ilgili çözümlemeleri sembolik bir evrende ifade etmeyi tercih etmiştir. Hacı Bektaş Veli’ nin adına hazırlanan Velayetname’de bu anlatım araçlarını görmek mümkündür. Metindeki sembolizmin en temel örneklerinin başında Hacı Bektaş Veli ve düşüncesinin, beyaz bir güvercin tasviri ile ifade edilmesi gelmektedir. Güvercin sembolü ile öğretinin tözsel gerçeği amaçladığı karakterize edilmektedir.

Hacı Bektaş Veli ve Horasan erenlerinin düşünsel-tarihsel misyonlarını Anadolu ve Balkanlar’da gösterdikleri faaliyetlerde de görmek mümkündür. XIII. yüzyılda Hacı Bektaş Veli dergahında yetişen dervişler, Anadolu ve Balkanlar’a giderek Alevi düşün-inanç sisteminin temsilciliğini yapmıştır. Bu bağlamda Güvenç Abdal; Gümüşhane-Kürtün-Harşit Vadisi’ne, Karadonlu Can Baba; Sivas-Erzincan’a, Koluaçık Hacım Sultan; Uşak’a, Seyyid Cemal Sultan ve Resul Baba; Kütahya-Afyonkarahisar-Eskişehir aralığına (Doğu Ege), Sarı İsmail; Denizli’ye, Sarı Saltık; Balkanlar (Doğu Avrupa)’a görevlendirilmiştir. Bu dervişler kurdukları köy, ocak ve tekkelerle bulundukları bölgelerde yaşanan iskan (yerleşme) sürecinin birincil öznesi olmuşlardır. Her biri birer sosyal-dini önder olan erenler, etkinlik sahası oluşturdukları bölgelerdeki toplulukların toplumsal-inançsal kimliklerine etkide bulunmuştur. Sosyo-antropolojik açıdan önemli olan isimleri verilen erenlerin yaşamları çevresinde şekillenen düşünsel-tarihsel yapıların yüzyıllar sonra da varlığını sürdürmesidir. Sarı Saltık’ın adına oluşan tarihi-inançsal kişiliğin XIII.yüzyıldan günümüze Balkanlar’da başta Romanya-Babadağ olmak üzere Bulgaristan, Makedonya, Kosova ve Arnavutluk’daki kutsal mekanlar aracılığı ile devam etmesi önemli bir örnektir. Öğretinin bir diğer mensubu Güveç Abdal da aynı misyonla Hacı Bektaş Veli tarafından Gümüşhane-Kürtün-Harşit Vadisi’ne gönderilmiştir. Harşit’te Taşlıca (Şıhlı) köyünü kuran Güvenç Abdal, Kürtün ve çevresinde başlayıp daha sonra Karadeniz bölgesinin geneline yayılan tarihi-düşünsel bir örgütleniş geliştirebilmiştir. Taşlıca köyü merkezli olarak bölgeyi iskan eden Çepniler, düşünsel-inançsal kimliklerini tarih boyunca korumuştur. Güvenç Abdal’ın adıyla anılan Alevi inanç-dede ocağı günümüzde Gümüşhane, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Zonguldak, Düzce, Kocaeli, Tokat, Erzurum, Kars, Sivas, Çorum ve Yozgat gibi illere bağlı yüzlerce yerleşim biriminde etkinliğini devam ettirmektedir.

Aleviliğin tarihi-inançsal gelişimini analiz etmek için iki erenin yaşamından aktardığımız gelişmelere daha birçok örnek vermek mümkündür. Tüm bu tarihi materyalden öğretinin insan ve toplum adına geliştirdiği önermeler analiz edilebilir. Bu metodolojik tavırla Aleviliğin düşün evrenini tasvir etmek olanaklı hale gelmektedir. Hiçbir siyasal, ekonomik ve askeri gücü kendine temel almayan Alevilik bu anlamda iktidar-egemen olma zıtlığının dışında durarak yaşam- insan fenomenine insansal bakış getirebilmiştir. Bu, Aleviliğin uygarlığın ortak belleğine sunduğu bir kazanımdır. Hacı Bektaş Veli düşüncesinin XIII. yüzyıldaki en önemli temsilcilerinden Yunus Emre’nin “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.” şeklindeki dizeleri, XVI. yüzyılda Sivas-Banaz’dan insanlığa seslenen Pir Sultan Abdal’ın

“Dört şey vardır karındaşa çok lazım,

Bir ilm, bir kelam, bir nefes, bir saz”

şeklindeki hitabı, XVI. yüzyıl Alevi teolojisinin karizmatik temsilcisi Şah Hatayi’nin;

“Bir kandilden bir kandile atıldım

Turab oldum yeryüzüne saçıldım

Bir zaman Hak idim Hak ile kaldım

Gönlüme od düştü yandım da geldim”

dörtlüğü Alevi anlayışın estetik bir dorukta sözünü düşünce meclisine aktarmasıdır. Alevilik’te söz, edebi, sanatsal alanda kalmamış; sosyal-düşünsel bir ifadeye dönüşmüştür. Bu bağlamda şiir ve müzik öğretinin iki ana anlatım aracı olarak gelişmiştir. Düşünce’yi bilgece dillendirme marifeti, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Şah Hatayi, Kaygusuz Abdal, Yemini ve Kul Himmet gibi yüzlerce aşığı yetiştirmiştir. Bu ozanların dilinden topluma aktarılanlar ise öğretinin insanı, yaşamı, inancı, toplumu çözümlemesi olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde aşıklık geleneğinin gelişimine söz kadar müzik de katkıda bulunmuştur. Öğretinin diliyle Telli Kuran adı verilen bağlama, doğru sözü tamamlayarak nefes, deyiş ve demeyi yaratmıştır. Bu sebeple Alevilik tarihi, edebiyat ve müzik gibi bilim disiplinleri açısından son derece önemli bir saha özelliği kazanmıştır.

Alevilik, geleneksel inanç ile kurumlardan farklı olarak insan, tanrısal sevgi, eşitlik, paylaşım gibi değerleri temel aldığı için tarih boyunca iktidar ve egemen kültürlerin reaksiyonuyla karşı karşıya kalmıştır. Tarihte Anadolu kırsal yaşamının önemli bir kitlesini oluşturan Alevi toplumu, merkez ve değerlerinin dışında durarak merkez dışı çevrenin inançsal-düşünsel kimliğini temsil etmiştir. Alevilik, yaşamdan, sosyal gerçeklerden kopmayarak çevre nüfusun değer dünyası olarak misyonunu yerine getirmiştir. Alevi inanç-dede ocakları, dedelik ve taliplik olmak üzere iki ana statüyü iç sisteminde geliştirmiştir. Cem adı verilen ritüel organizasyon ve ikrar, musahiplik, görgü, dar, düşkünlük gibi temel inanç pratikleri, Alevi inanç-dede ocakları merkezli yaşamıştır. Ocak aidiyeti, Alevi inançlı bireyin inançsal-düşünsel kimliği olmuştur. Alevi inanç-dede ocakları arasında organize edilen ve el ele, el Hakk’a şeklinde tanımlanan yapılanışla, inançsal, kültürel, sosyal alan disiplinize edilmiştir.

Belli noktalarıyla özetlemeye çalıştığımız Alevilik düşün-inanç sistemi, eren öğretisinin uygarlığa olan seslenişidir. Resmi tarih çalışmalarından ve mekanik analizlerden farklı olarak Alevilik, ideal insan ve toplumu tanımlama girişimidir. XX. yüzyıl dünya toplumlarının kapitalist, tek kutuplu bir dönüştürme ile karşı karşıya kaldığı dönemdir. İnsan ve değerlerinin kaybolduğu bireycilik ile pragmatizm mantığının benimsendiği çağımızda insanlık, büyük bir sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal çözülme ile karşı karşıyadır. Buna karşın Hacı Bektaş Veli’nin insana önem veren bilgeliği, Yunus Emre’nin inanç ve düşüncedeki duruluğu; Pir Sultan Abdal’ın yaşamdaki çoşkunluğu; Edip Harabi’nin gerçeğe olan yakınlığı insanlığın özünü koruması ve uygarlığın gelişimi için var olması gereken değerlerdir.

Alevi İnanç-Dede Ocakları, Aleviliğin düşünsel-tarihsel misyonunun önemini görmüş ve sürece hizmet etmek için kurulmuştur. Birlik, Alevilik gerçeğinin bilimsel bir çerçevede araştırılması, tarihsel sürecinin analiz edilmesi, sözlü ve yazılı kaynaklarının tespiti, farklı bilim alanlarının konu ile ilgili araştırmalarının teşvik edilmesi gibi bilimsel ve akademik nitelikteki çalışmaları programlamıştır. Alevi İnanç-Dede Ocakları, Aleviliğin inançsal bir gerçek olduğu noktasından hareket ederek Alevi inancının tarihsel, düşünsel yapısının devam ettirilmesi yönünde çalışmalara da öncelik vermektedir. Alevi inancının mensubu olan kitleye ve tüm insanlığa öğretinin ritüel uygulamalarını, inançsal pratiklerini, felsefi söylemini anlatmak ve tanıtmak öncelikli amaçlarımız arasındadır. Bu bağlamda Alevi İnanç-Dede Ocakları, bilimsel çalışmalar yanında bir inanç-kültür merkezi olarak da hizmet verecektir. Birlik, Alevi düşün-inanç sisteminin tarihsel yapısını muhafaza ederek bilimsel bir zeminde kritik edilmesini ve içselleştirilmesini benimsemektedir. Ancak bu yaklaşımla Alevi kitle, İmam Ali’nin: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”şeklindeki sözünü Hacı Bektaş Veli’nin: “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” öğüdünü doğru anlamış, yaşam içine almış olacaktır.

B. Amaçlar ve Çalışmalar

Alevi İnanç-Dede Ocakları, öncelikli olarak Alevi inancının tarihsel, düşünsel ve inançsal profilinin bilimsel açıdan ortaya konulmasını hedeflemektedir. Tarihi boyunca insan ve değerlerinin temsilciliğini yapan Alevilik, egemen düşüncenin yarattığı siyasi, kültürel sebeplerden dolayı felsefi-düşünsel söylemini demokratik bir zeminde dillendirme ve somutlaştırma imkanı bulamamıştır. Bu sosyolojik-tarihi realite, Aleviliğin yapı ve kurumlarını işletebilmesi noktasında sorunlar yaratmıştır. Yüzyıllara yayılan süreçte Alevi inanç-kültür merkezleri sürekli denetim altında tutulmuş, öğretiye ait kaynak belgeler tahrip edilmiş, Alevi inançlı topluluklar zorunlu göç ve iskan gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalmıştır.

XXI. yüzyıla gelindiğinde Alevilik ile ilgili bilimsel çalışmalara olan ihtiyaç net olarak belirginleşmiştir. Aleviliğe ait sözlü ve yazılı kaynakların sağlıklı bir envanterinin yapılarak arşivlenmesi, bilimsel çalışmalar için önceliklidir. Alevi kaynaklarını arşivleme, Alevi İnanç-Dede Ocakları’nın birincil amaç ve çalışmalarındandır. Tarihsel sebepler bağlamında sözlü ve yazılı kaynaklarını tasnif edemeyen Alevilik için arşiv, tarihini geleceğe aktarmak adına son derece stratejik önem taşımaktadır. Arşivleme çalışmasının birinci boyutu, alan(saha) çalışmaları bağlamında tespit edilen şecere, ferman, icazetname, vakıf senedi gibi yazılı kaynakları kopyalanmasını, tamir ve bakımının yapılarak muhafaza altına alınmasını içermektedir. Özellikle ocaklı dede ailelerinde mevcut olan tarihi belgeler, Alevi inanç-dede ocaklarının tarihsel gelişimlerini ve ocakların birbirleriyle kurumsal-inançsal bağlantısını tespit etmek açısından önem taşımaktadır. Alevi inanç-dede ocaklarına ait yazılı kaynaklar, Aleviliğin tarihsel boyutunu kritik etmek için öncelikli materyallerdir. Arşiv oluşturmada ikinci boyut, Alevilik öğretisinin felsefi evrenini anlamakta öncelikli doneler olan velayetname (vilayetname), cönk ve divanların kayıt altına alınmasıdır. Aleviliğin zengin bir edebiyat ve müzik geleneğine sahip olduğu bilimsel bir gerçektir. Aşıklık geleneği merkezli gelişen ve önemli bir estetik, düşünsel düzeye ulaşan Alevi müziği ile ilgili çalışmalar da arşivleme çalışmalarına dahil edilmelidir. Böylece tarihten günümüze sözlü olarak aktarılan ve Alevilik düşün tarihi için temel dinamikler olan unsurlar tespit edilmiş olacaktır.

Alevi İnanç-Dede Ocakları, arşivleme çalışmaları paralelinde elde edilen kayıtların; felsefe, tarih, sosyoloji, antropoloji, halkbilim, edebiyat, müzik gibi farklı bilim disiplinleri açısından analiz edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Böylece Alevi kaynaklarının farklı bilim disiplinleri açısından kritiği sağlanacaktır. Bu sebeple Alevi İnanç-Dede Ocakları, üniversitelerle kurumsal, bilimsel ilişkiler kurmak ve bu ilişkileri akademik düzeyde artırarak geliştirmek hedefindedir. Birlik, bilimsel çalışma programlarında Alevilik konusu bulunan bilim insanları ile arasındaki bilimsel irtibatları geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Alevi İnanç-Dede Ocakları, üniversitelerde Alevilik üzerine hazırlanan yüksek lisans ve doktora tezi gibi akademik çalışmaları bilimsellik açısından önemli saymaktadır. Bu sebeple birlik, mevcut tez çalışmalarının yayınlanmasını önemsemektedir. Akademik tezlerin yayınlanması, Alevi literatürünün gelişmesi ve tipoloj- terminoloji çalışmalarının tamamlanması açısından önem taşımaktadır. Gerçekleştirilen akademik çalışmalara destek verilmesi, Aleviliğe yetkin düzeyde hakim uzmanların yetişmesi ve teşvik edilmesi bağlamında da önceliklidir. Günümüzde Alevilik ile ilgili akademik çalışmaların en önemli açmazların birisi de konu üzerine ihtisas yapmış bilim insanlarının sayıca azlığıdır.

Alevi İnanç-Dede Ocakları, Alevilik ile ilgili bilimsel çalışmaları yayınlamak üzere bir dergi çıkarma faaliyetini de çalışma programına almıştır. Kurumun yayını olarak altı aylık periyotlarla hazırlanacak derginin uluslar arası bilimsel-akademik kriterleri taşıması planlanmaktadır. Türkçe tam metin olarak yayınlanacak dergide makalelerin İngilizce özetlerine de yer verilecektir. Oluşturulacak bilim ve danışma kurulları ile Alevilik konusunda uzman bilim insanlarının ve Alevi inanç temsilcilerinin desteği sağlanacaktır. Yayınlanacak yazıların hakemler tarafından verilen raporlarlar dahilinde programa alınacak böylece dergi hakemli bir yayın olacaktır. Birlik, dergi yayınlama çalışmasını akademik-bilimsel bilginin toplumsallaştırılması açısından önemsemektedir.

Alevi İnanç-Dede Ocakları, bilimsel çalışmalar bağlamında alan (saha) çalışmalarını da programına dahil etmiştir. Alevilik düşün-inanç sisteminin tarihsel gelişim bölgesi olan Anadolu’da bilimsel alan araştırmalarının sürdürülmesi, Aleviliğin sözlü yazılı kaynaklarının tespiti açısından öncelikli bir çalışmadır. Öğretinin tarihine ilişkin önemli birçok veri, geçmişte alan çalışmalarıyla tespit edilmiştir. Önümüzdeki dönemde sürdürülecek alan araştırmalarıyla yeni bilgi ve belgelerin bulunması mümkün olacaktır. Alan çalışması bağlamında özellikle Alevi inanç-dede ocaklarının etkinlik alanları ve sürdürdükleri ritüel uygulamalar hakkındaki bilgilerin derlenmesi mümkün olacaktır. Alan çalışmaları özellikle Alevi inanç-dede ocakları ve öğretinin tarihi-karizmatik temsilcileri hakkında sözlü-yazılı materyalin tespitini sağlayacaktır.

Alan araştırmaları benzeri bir bilimsel faaliyet de dünya üniversitelerinde ve uluslar arası kütüphanelerde kayıtlı bulunan Alevilik ile ilgili metinlerin kataloglanmasıdır. Alevi İnanç-Dede Ocakları, program dahilinde farklı  kataloglar hazırlayıp oluşan kayıtları arşivine dahil edecektir.

Alevi İnanç-Dede Ocakları’nın, Türkiye, Avrupa ve dünyanın farklı ülkelerinden olup Alevilik üzerine çalışmalar yapan bilim insanları ile bilimsel-akademik ilişkileri bulunmaktadır. Bu irtibatlar bağlamında birlik, program dahilinde belli aralıklarla sempozyum, konferans ve panel şeklinde organizasyonlar gerçekleştirecektir. Birlik; belirlenen konular üzerine uzmanların desteğini alarak bilimsel, akademik çalışmalar yerine getirecektir.

Alevi İnanç-Dede Ocakları’nın çalışmaları içerisinde inançsal ve kültürel içerikli etkinlikler de yer almaktadır. Aleviliğe ait temel ritüelleri ve inanç pratiklerini yaşatmak Alevi İnanç-Dede Ocakları’nın kuruluş misyonlarındandır. Bu bağlamda muharrem ayı, nevruz, hıdırellez, gibi Alevilik için önemli olan tarihlerde inançsal, kültürel içerikli faaliyetler yapmak kurumun temel fonksiyonlarındandır. Alevi İnanç-Dede Ocakları; Alevilik düşün-inanç sisteminin doğal, tarihsel ve düşünsel ekseninde zamanın gerçekleriyle paralel şekilde varlığını sürdürmesi taraftarıdır. Bu nedenle kurum, inançsal-kültürel çalışmalar kapsamında başta Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri olmak üzere Türkiye ve farklı ülkelerde gerçekleştirilen organizasyonlara düzenli olarak katılarak destek verecektir.

Alevi İnanç-Dede Ocakları, belli başlıklarda özetlendiği şekilde inançsal, kültürel ve bilimsel çalışmalar yürüten bir kurumdur. Birlik; Alevilik düşün-inanç sisteminin geleceğe taşınması ve insanlığa tanıtılması yönünde sürdürdüğü faaliyetlerine önümüzdeki dönemde de devam edecektir. Alevi İnanç-Dede Ocakları için önemli olan nokta; her türlü ırk, din, dil, cins, millet ve ideoloji ayrımına karşılık, insanı bir gören, sevgiyi kutsal sayan, Alevi öğretisinin uygarlığa katkısının devam etmesidir.

Asagidaki kutucuklardan paylasim yapabilirsiniz.